Search your favorite song for free



3. Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

  • Duration: 48
  • Channel: fun
Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık


4. Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

  • Duration: 48
  • Channel: fun
Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık


5. Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

  • Duration: 48
  • Channel: fun
Babası Sayesinde Opera Sanatçısı Olan Ufaklık

Çocuğu ile yalnız kalınca yaratıcı yönünü ortaya çıkartan baba ufaklığa opera söyletti.


6. Dünyanın En Minik Opera Sanatçısı İzleyenleri Gülümsetiyor

  • Duration: 54
  • Channel: news
Dünyanın En Minik Opera Sanatçısı İzleyenleri Gülümsetiyor

Babası sayesinde opera sanatçısı olan ufaklık, sevimli halleriyle herkesi kendine hayran bıraktı. 1 aylık bebeğin babasıyla sergilediği "Oh holy night" performansı internette izlenme rekorları kırıyor. Haber http://haberler.com/dunyanin-en-minik-opera-sanatcisi-izleyenleri-9849779-haberi/


7. NEŞET ERTAŞ Türküsü Dane Dane Benleri Var Yüzünde Saz Kırşehir Yöresi İç ANADOLU Yöreleri Baş Ses TRT Müzik Site Yeni klasör Klip İzlesene İzle Dinle Mp3 Tab Akor Merkezi Plak Versiyonu Makamı Beste Güfte Musikileri Çal Çalma Piyanist SAĞLIK YAŞAM EĞİTİM

  • Duration: 388
  • Channel: music
NEŞET ERTAŞ Türküsü Dane Dane Benleri Var Yüzünde Saz Kırşehir Yöresi İç ANADOLU Yöreleri Baş Ses TRT Müzik Site Yeni klasör Klip İzlesene İzle Dinle Mp3 Tab Akor Merkezi Plak Versiyonu Makamı Beste Güfte Musikileri Çal Çalma Piyanist SAĞLIK YAŞAM EĞİTİM

Türkülerimizi Piyano Tuş Sesleri ile Dinlediniz mi?. Şarkılarımızı ÇokSesli (Polifoni) Form ile Acaba Sevecek misiniz? Piyanist Güneş Yakartepe, "Dane Dane Benleri Var Yüzünde " Şarkısını Piyano Notalarını yazdı, Polifonik Şekil ile Piyano çaldı ve Söyledi. Solist; ECE YILDIRIM Sesi İle Ona Vokalde Eşlik Etti. Türkülerimiz Solo Piyano Serisi: 8 Çok sevilen Türkülerimizi Piyano ile Dinleyince Umarım Güzel Bulursunuz, Umarım Hoşunuza Gider. Yorumlarınızı ve Eleştirilerinizi bekliyorum. Sevgi ve Saygılar... Dane dane benleri var yüzünde Can alıcı bakışları gözünde Binbir dat var edasında nazında Bağlantı: Dünyada yârden datlı var m'ola Sallanı sallanı gelen yâr m'ola Küpeleri ağır düşer kulaktan Zülüfleri tel tel etmiş yanaktan Ağzı şeker bal akıyor dudaktan (Bağlantı) Ağır barhanası vardır elinde Datlı kelâm gelir yarin dilinde Kemer olsam sevdiğimin belinde Baş Ses Dane Dane Benleri Var Yüzünde Neşet Ertaş Saz Kırşehir ANADOLU Yöre TRT Müzik Site Yeni klasör Klip İzlesene İzle Dinle Mp3 Tab Akor Merkezi Plak Versiyonu Makamı Beste Güfte Musikileri Çal Çalma Piyanist Nidâ Tüfekçi, 1 Mart 1929 tarihinde Akdağmadeni'nde dünyaya geldi. Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başladı. İlk bağlama derslerini babası Hamdi Tüfekçi'den aldı. İlk ve ortaokulu Akdağmadeni, Yozgat ve Boğazlıyan'da okudu. 1950 yılında ise Ankara Maliye Okulunu bitirdi. 3 yıl kadar maliyeci olarak çalıştı. açılan sınavla Ankara Radyosuna girerek Muzaffer Sarısözen'le birlikte Yurttan Sesler topluluğunda düzenli olarak çalışmaya başladı. Yenimahalle Musiki Cemiyetinde ders verdi. 1959 yılında İstanbul Radyosuna geçerek, sonraki yıllarda (1962) Neriman Altındağ Tüfekçi'yle birlikte Yurttan Sesler Kadınlar Topluluğu adıyla yeni bir yapı oluşturdu. 1966 yılında İstanbul Radyosu Türk Sanat ve Halk Musikisi müdür yardımcılığına getirildi. Bu dönemde Yurttan Sesler Erkekler Korosu, Dört Ses Dört Saz, Divan-Bağlama-Cura adlı toplulukları kurup yönetti. 1971-1976 yılları arasında Erzurum Radyosunda eğitmen ve denetçi olarak görev yaptı. Nidâ Tüfekçi ile ilgili bir televizyon programı:Orta Anadolu türkülerini ve bozlaklarını, gerek sazı gerekse sesi ile getirdiği yorum ve icra biçimleriyle ün yapmış mahalli sanatçılarımızdan birisi de Neşet Ertaş'tır. Neşet Ertaş, 1943 yılında Çiçekdağı'na bağlı eski adıyla Abdallar yeni adıyla Gırtıllar köyünde dünyaya geldi. 7 kardeşi olan Neşet Ertaş, ailenin 2. çocuğudur ve kardeşlerinden müzikle ilgilenen yoktur. 5-6 yaşlarında bağlama ve keman çalmaya bağlayan Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş ile birlikte gittikleri düğünlerde babasına kemanla eşlik ediyordu. Geçimlerini düğünlerde aldıkları paralardan temin eden Ertaş'lar, birlikte 8 yıl; Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Kırıkkale, Keskin, Yerköy, Kayseri, Yozgat ve köylerini gezerek bu işi sürdürdüler. Neşet Ertaş, bu işlerle uğraşmaktan okula da hiç gidememiştir. 14 yaşında çalışmak için İstanbul'a giden Neşet Ertaş'ın iş bulması kolay olmadı. Karın tokluğuna çalışacağı bir işe dahi razı olan sanatçı, bir gün Şençalar Plak adında bir şirkete gider. Şirketin sahibi olan Kadri Şençalar, Neşet Ertaş'ı dinler ve çok beğenir. ''Neden Garip Garip Ötersin Bülbül'' adlı ilk plağı 1957 yılında Şençalar plak tarafından piyasaya çıkarılır. Neşet Ertaş bu arada Beyoğlu'nda da bir gazinoda sahneye çıkmaktadır. 2 yıl İstanbul'da çalışan Neşet Ertaş, daha sonra Ankara'ya gelir ve sahne hayatı burada devam eder. Ankara' da çalıştığı gazinoda Leyla isminde bir kızla tanışır ve hemen evlenirler. İki kız bir erkek çocukları olur. Ama bu evlilik mutlu sürmemektedir. Neşet Ertaş bu arada askere gider. 1962 yılında İzmir Narlıdere'de askerliğini yapan Neşet Ertaş, askerlik dönüşünde Leyla Ertaş ile süren 7 yıllık evliliğini bitirip ayrılır. Plak üzerine plak yapan Neşet Ertaş, konserleriyle de bir çok şehri 6-7 defa gezdi. Beste ve plaklarıyla çok meşhur olan Neşet Ertaş, her yerde aranan bir sanatçı olmuştu. Özellikle orta Anadolu düğünlerinin değişmez sanatçısıydı. Neşet Ertaş, düğünlerdeki içkili sofraların sayesinde alkolün dozunu da artırmıştı. Dolayısıyla sıhhati de bozulmaya başladı 1978 yılında parmakları felç oldu. Müzisyenlikten başka "Babam Kırşehir'den çıkmış, Keskin"e gelmiş, anamınan evlenmiş. Çiçekdağı'nın Gırtıllar eski adıyla Abdallar köyü denilen 20 haneli küçük bir köye gelip yerleşmiş. Ben o Abdallar yeni adıyla Gırtıllar köyünde dünyaya gelmişim. Babam, sazıynan sesiynen tanınmış engin gönül, hoşgörüsüynen sevilen bir sanatçıydı. Saz çalmasını Yusuf Usta'dan NEŞET ERTAŞ Türküsü Dane Dane Benleri Var Yüzünde Saz Kırşehir Yöresi İç ANADOLU Yöreleri Baş Ses TRT Müzik Site Yeni klasör Klip İzlesene İzle Dinle Mp3 Tab Akor Merkezi Plak Versiyonu Makamı Beste Güfte Musikileri Çal Çalma Piyanist SAĞLIK YAŞAM EĞİTİM MAGAZİN POLİS ADLİYE TURİZM ANA SAYFA Nufus Yüz Ölçümü İlçe Sayısı 9 Vali Dane dane ben beni Yüz var yüzü isimli Kır şehir türkçe ayrıntılı bilgileri videosu sözleri notası Ayrıntı bilgil Kaynaklar


8. Belgesel - Bestekarlar - Wolfgang Amadeus MOZART

  • Duration: 1510
  • Channel: creation
Belgesel - Bestekarlar - Wolfgang Amadeus MOZART

Wolfgang Amadeus Mozart (1756 - 1791) 27 Ocak 1756'da Avusturya'da Salzburg şehrinde doğdu. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kızkardeşi Maria Anna (Nannerl)'ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı. Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu. Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi. "Mozart müzik sanatında ulaşılmazlığın simgesidir. Şiirde Shakespear'in olduğu gibi. Onun sanat evreninde belirişi açıklanması olanaksız bir mucizedir." J.W.Goethe Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar. O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler. Ondört yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi. Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü. Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı. Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında. Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı. Mozart'ın otuzaltı yaşını doldurmadan 5 Aralık 1791'de Viyana'da öldü. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.


9. Engel tanımadı, çocukluk hayalini gerçekleştirdi

  • Duration: 370
  • Channel: news
Engel tanımadı, çocukluk hayalini gerçekleştirdi

Tıp Fakültesini birincilikle bitiren Sare Aydın için sahne önünde hazırlanan özel platform -Sare Aydın'ın kürsüye tekerlekli sandalye ile çıkarak konuşma yapması -Sare sahneye çıkarken arkadaşlarının ayakta alkışlaması -Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertan Bülbüloğlu, konuşması -Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahini konuşması -Sare Aydın'ın diplomasını alması, anne ve babası ile sevinç yaşaması -Kep atan öğrencilerin yaşadığı sevinç -Baba Selahattin Aydın ile anne Fadime Aydın, röp( TOKAT )- Tokat'ta çocukluk hayalini gerçekleştirerek doktor olan bedensel engelli Sare Aydın, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesinden bölüm birincisi olarak mezun oldu.- Doktor Sare Aydın: "Çocukluk hayalimdi hekim olmak" TOKAT - Tokat'ta çocukluk hayalini gerçekleştirerek doktor olan bedensel engelli Sare Aydın, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesinden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Şehit Ömer Halis Demir konferans salonunda düzenlenen törenle 83 tıp fakültesi mezunu kep atma heyecanı yaşadı. Tıp Fakültesi öğrencileri arasında azmi ile örnek olan Sare Aydın ise bölüm birincisi olarak konuşma yaptı. Sahne girişine özel olarak hazırlanan platforma tekerlekli sandalyesi ile çıkan Aydın, alkış topladı. Arkadaşları tarafından ayakta alkışlanan Aydın, konuşmasında yaşadıkları tüm sıkıntıların doktor olmak için olduğunu ve buna değini kaydetti. Öğrencilik hayatında yaşadığı problemleri dile getiren Aydın, "Tıp fakültesini tercih ettiğim ilk günlerden itibaren çok zorlanırsın yorulursun,pişman olursun sözlerine fazlası ile maruz kaldım. Çok zorlandım, çok fazla yoruldum ama hiçbir zaman pişman olmadım" dedi. Aydın'ın kürsüdeki konuşmasının ardından Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ertan Bülbüloğlu konuşmasında çiçeği burnundaki doktorlara öğütler vererek, "Unutmayın ki hekimlik sadece teknoloji, bilgi birikimi ile bunun yansıması değildir.Bunun yanında insani değerler, vicdan, sanat vardır. Bunların bütün bileşeni ile iyi bir hekim olunur" dedi. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin ise konuşmasında hekimliği mesleğinin önemine dikkat çekerek, "Sizler önemli bir zamanda anlık doğru karar vermeyi öğrendiniz. O yetiyi arkadaşlarımız size kazandırdı. Bunu ömür boyu uygulamanızı diyorum" diye konuştu. "Çok şey öğrendim, öğrettim" Yapılan konuşmaların ardından Sare Aydın sahneye tekerlekli sandalyesi ile çıkarak mezuniyet belgesini Rektör Prof. Dr. Mustafa Şahin'den aldı. Tıp Fakültesini bitiren arkadaşları ile birlikte kep atarak büyük bir sevinç yaşayan Aydın, "Çok şey öğrendim, öğrettim de diyebilirim. Artık insanlar gittiği yerde rampalara otoparklara daha dikkatli davranacağını düşünüyorum. En azından benim arkadaşlarım bu konuda hassaslar. Böyle bir şey kazandırabildiğim için çok mutluyum" dedi. "Mucize değil yaptıklarım" Yaşadığı gururu dile getiren Aydın, "Mucize değildi yaptıklarım, tekerlekli sandalye üzerinde tıp fakültesini tamamlamak ama denenmemiş bir yoldu. Zor günler yaşadım. Ama başardım çok şükür. Mutluyum, çocukluk hayalimdi hekim olmak. Aynı zamanda ikinci bir amacım ise insanların zihnindeki engelli algısını değiştirmek. Çünkü insanlar bir engellinin doktor olabileceğini hatta meslek sahibi olabileceğini bile birazcık yadırgıyorlar diye bilirim. Çok fazla hasta ile çocukla tanışma fırsatım oldu tıp eğitimi sayesinde. Zihinlerdeki ön yargıları birazda olsa kaldırdığımı düşünüyorum. Mutluyum. Umarım herkesin zihnindeki ön yargılar birazcık azalmıştır" diye konuştu. "Sare iyi ki bizim kızımız" Aydın'ın anne ve babası da mezuniyet törenin sevinç yaşadı. Kızının azimle okulunu bitirmesinden duyduğu sevinci dile getiren baba Selahattin Aydın "Elhamdülillah çok mutluyuz, çok gururluyuz. Sare iyi ki bizim kızımız. Allah'ım iyi onu bize vermiş. Bugün en mutlu günüm" dedi. 5 çocuk annesi Fadime Aydın ise yaşadığı sevinci dile getirerek, "Çok mutluyum, sevinçliyim. Allah herkesin evladına bunu nasip etsin. Bugün en mutlu günüm. 6 yıl çok güzel geçti, zorlanmadık bir gün gibi geçti benim için" ifadelerini kullandı. (Nİ-UY-http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/engel-tanimadi-cocukluk-hayalini-gerceklestirdi-561792.html


10. Hurda araçları sanat eserine dönüştürüyor - İZMİR

  • Duration: 276
  • Channel: news
Hurda araçları sanat eserine dönüştürüyor - İZMİR

- Demir ustası İlhami Acar'ın tamirhaneden hurda demir parçalarını toplaması - Demir atölyesinde hurda parçalarını kaynakla birleştirerek çeşitli eserler yapması - Yaptığı eserlerden örnek detay görüntüler - Gaziemir Sarnıç Meydanında sergilenen güvercin heykeli önünde röportajHurda araçları sanat eserine dönüştürüyor - İzmir 'in Gaziemir ilçesinde 25 yıllık demirci ustası İlhami Acar, hurdaya çıkmış araçlardan topladığı parçalarla çeşitli sanat eserleri yapıyor - Hurda parçalarından zeybek oynayan efe, deve kuşu, ceylan gibi çeşitli figürler yapan Acar'ın eserleri, ilçedeki meydanlarda sergileniyor - İlhami Acar: - "Aldığım hurda parçalarının kimini gaga, kimini ayak, kimini ise tırnak olarak gördüm. Sonra birbiriyle toplamaya başladım, baktım güzel şeyler çıkmaya başladı" - "Arkadaşlarım artık eserlerin çıktığını görünce telefon açıp İlhami motor parçalar çıktı diyorlar. Şimdiye kadar 5 yılda 9 arabadan parça aldım"İZMİR (AA) - TEZCAN EKİZLER - İzmir 'de, 25 yıllık demirci ustası İlhami Acar, belediyedeki hurdaya çıkmış araçları birer sanat eserine dönüştürüyor. Acar'ın hurda parçalarından yaptığı eserler, Gaziemir ilçesindeki meydanlarda sergileniyor.Babasından öğrendiği mesleği 25 yıldan bu yana, Gaziemir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü Şantiyesinde sürdüren 49 yaşındaki 2 çocuk babası Acar'ın, tamamını hurdalardan ortaya çıkardığı eserler herkesin dikkatini çekiyor.Mazgal tamiri ve bakımı başta olmak üzere şantiyede çeşitli işler yapan Acar'ın hayatı, 5 yıl önce belediye hurdalığında çalışan arkadaşlarını ziyarete gittiği gün değişti. Ziyarette gördüğü hurda araçları inceleyen Acar, oğluna doğum günü için bu parçalardan oluşan minyatür uçak yapmaya karar verdi.İlk zamanlar hurda parçalarından uçak yapmakta zorlanan Acar, 2 ay içerisinde bunu başardı. Zaman içinde hurdalığı daha çok ziyaret etmeye başlayan Acar, mesai saatleri dışında şantiyede kalarak oradan topladığı parçalarla deve kuşu, ceylan, çeşitli kuşlar, Zeybek oynayan Efe gibi irili ufaklı birçok objeyi yaptı.Yaptığı eserleri çok beğenen belediye yönetimi, en büyüğü 2,5 metreyi bulan kuş ve ceylan heykelini, Sarnıç Mahallesi'nde bulunan iki meydanda sergilemeye başladı. - Acar: "5 yılda 9 arabadan parça aldım"İlhami Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilkokul mezunu olduğunu, daha önce eline kaynak makinesinden başka bir şey almadığını, yaptığı eserleri görünce kendisinin de çok şaşırdığını söyledi.İlk zamanlar arkadaşlarının, yaptıklarına bir anlam veremediğini belirten Acar, "Önce bana 'hurdacılık mı yapıyorsun' dediler. Bende 'hayır' dedim. Parçaları aldım, gelen geçen bakıyordu. Yavaş yavaş bir şey çıkınca bende bu işe yoğunlaştım. Arkadaşlarım artık eserlerin çıktığını görünce telefon açıp 'İlhami motor parçalar çıktı' diyolar. Şimdiye kadar 5 yılda 9 arabadan parça aldım." dedi.Oluşturacağı objeyi önce kafasında tasarladığını anlatan Acar, ana temayı oluşturuncaya kadar şantiyede çalıştığını, evde olsa bile gece düşünmekten uyuyamadığını ifade etti. - "İşin ucunda sevgi var"Üniversitelerde bu konuda eğitim alan birçok kişinin kendisini ziyarete gelip yaptığı eserlerle ilgili bilgi aldığını dile getiren Acar, şunları söyledi:"Aldığım hurda parçalarının kimini gaga olarak, kimini ayak, kimini ise tırnak olarak gördüm. Sonra birbiriyle toplamaya başladım, baktım güzel şeyler çıkmaya başladı. Hoş da bir olay oldu, benim için gerisi de geldi. İşin ucunda sevgi var. Eserler ortaya çıkınca tüm yorgunluğumu alıyor. Herkes beğeniyor. Hurdalardan Atatürk'ün üç boyutlu portresini yapmak istiyorum."Acar, hurdalardan geliştirdiği bu sanatı birilerine öğretmeyi çok istediğini ama meşakkatli bir iş olduğu için şimdiye kadar kimsenin öğrenmek için bir çaba sarfetmediğini kaydetti.İlhami Acar, "Her gün meydanlarda bulunan eserlerimin yanından geçiyorum. Hakikaten böbürleniyorum. Hoş bir şey. Herkes istediğini görebilir ama önemli olan başarmak." şeklinde konuştu.Acar'ın mesai arkadaşı 37 yaşındaki Barış Bulut da arkadaşının yaptığı eserlere tüm belediye çalışanları olarak gıpta ile baktıklarını söyledi.Hurdaya giden araç parçalarının, onun sayesinde yeniden değerlendirildiğini anlatan Bulut, "Bunları parayla almaya kalksan alamazsın. Kendini her gün geliştiriyor. İlhami ağabeyi örnek alıyoruz." ifadelerini kullandı.http://beyazgazete.com/video/webtv/yasam-11/hurda-araclari-sanat-eserine-donusturuyor-izmir-526053.html


11. Değirmenci 'Muhsin dede' gençlere taş çıkartıyor

  • Duration: 286
  • Channel: news
Değirmenci 'Muhsin dede' gençlere taş çıkartıyor

Değirmenden detay -Öğütülen mısır ve değirmenden yakın detaylar -Değirmenci Muhsin Şendere'nin değirmende çalışmasından detaylar -Muhsin Şendere ile röp. -Ali Şndere ile röp -Detaylar( ORDU -ÖZEL-HD) Değirmenci "Muhsin dede" gençlere taş çıkartıyor- İlerleyen yaşına rağmen çalışmaya devam eden 77 yaşındaki değirmenci, ömrünün yettiği kadar çalışacağını söylüyor ORDU - Ordu’da, yıllardır değirmencilik yapan 77 yaşındaki Muhsin Şendere, ilerleyen yaşına rağmen gösterdiği çalışma azmi ile gençlere adeta taş çıkartıyor. Ordu’nun Altınordu ilçesine bağlı Şirinevler Mahallesi’nde değirmeni bulunan 9'u kız 2'si erkek 11 çocuk babası 77’lik Muhsin Şendere, değirmencilik mesleğine ilk olarak 1985 yılında köyde başladı. O değirmenden istediği performansı alamayan Şentepe, bir değirmen taşı daha alarak bu işi yapmaya karar verdi. Aradan geçen yılların ardından Ordu’ya yerleşmeye karar veren Şendere, şimdi yaklaşık 10 yıldır burada hizmet veriyor. Şendere ayrıca, işlerinin iyi olmasından dolayı farklı sektörlerde çalışan oğullarını da yanına alarak, işlerini büyüttü. Değirmen ustasının yaptığı ayar ile mesleğe başladı Yaklaşık 33 yıllık değirmencilik hayatına nasıl başladığını anlatan Şendere, “Bu değirmenin devri düşük. Allah rahmet eylesin, 1988 yılında Samsun’dan değirmen taşını aldığım zaman bana Terme’den bir değirmen ustasının adresini verdiler. O ustayı köye getirip 15 günde değirmeni kurdurdum. Ancak usta bana taşın hızlı döndüğü için öğütülen mahsulün yenmeyeceğini söyledi. Daha sonra Samsun’a gidip beraber parça aldık. Onun yaptığı ustalık ile değirmenin hızlı olan devri düştü ve böylelikle onun sayesinde şimdi çalışıyoruz” dedi. 80 yaşına merdiven dayamasına rağmen çalışmaktan vazgeçmeyen değirmenci Şendere, önceden değirmenciliğin çok yaygın olduğunu hatırlatarak, “Eskiden su değirmenleri çoktu, 5 kilometrelik bir mahallede yaklaşık 6 tane değirmen vardı. Fakat şimdi su değirmenleri yok oldu ve yerine elektrikli değirmenler geldi” şeklinde konuştu. Ömür yettikçe çalışmaya devam edecek Kendisini, neredeyse tüm Ordu’nun tanıdığını ve birçok ilçeden dahi kendisine öğütülmek için mısır getirildiğine de dikkat çeken Şendere, eskisi kadar olmasa da ilerleyen yaşına rağmen çalışmaya devam ettiğini söyledi. Şimdilerde daha çok müşteriler ile ilgilendiğini ve ağır işler yapamadığına dikkat çeken Şendere, ömrünün yettiği müddetçe çalışmaya devam edeceğini söyledi. 77 Yaşındaki Şendere son olarak gençlere de tavsiyelerde bulunarak, konuşmasını şöyle tamamladı: “Çok çalışmaları lazım, dürüst çalışmaları lazım. İş, insanın hem aynası, hem de yaylasıdır. Çalışmayan demir pas tutar. Onun için gençlerin çok çalışması lazım.” “İşini sevdiği için halen devam ediyor” Değirmenci Muhsin Şendere’nin oğlu Ali Şendere ise babasının işini severek yaptığını belirterek, “Daha önce beyaz eşya tamir işi yapıyorum. Babam mesleği sevdiği için yapıyor. Mesleğini sevmese bu işi yapmazdı. Aynı şekilde biz de inşallah çocuklarımıza da bu mesleği aktarmayı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/degirmenci-muhsin-dede-genclere-tas-cikartiyor-532778.html


12. Yaşını Satamayınca Kuruttular, Şimdi Tüm Dünyaya Satıyorlar

  • Duration: 482
  • Channel: news
Yaşını Satamayınca Kuruttular, Şimdi Tüm Dünyaya Satıyorlar

Aydın’ın Nazilli ilçesinde, ürettiği ürünü mevsiminde yaş olarak satamayınca çare arayan girişimci, içini oyduğu patlıcanı kurutarak satmayı başardı. Dedelerinin 63 yıl önce semt pazarlarında satışını yaptığı kuru patlıcan ile dünyaya açılan torunları, şimdilerde 5 kıtaya ürün gönderiyor. İhlas Haber Ajansı YouTube Kanalına Abone Olmak İçin: ► Aydın’ın Nazilli ilçesindeki bu mahallede yediden yetmişe herkes bu işle meşgul. Sezonda 3 bin tona yakın yaş patlıcanı 600 aileye de iş kapısı yaparak kurutan Karaefe ailesi, yarım asır önce keşfettikleri mahalleye özgü hava koridoru sayesinde güneşten de en iyi şekilde yararlanarak doğal kurutma yapıyor. 1955 yılından bu yana patlıcan oyarak geçimlerini sağlayan mahalleliye öncülük eden Karaefe ailesi, 3. kuşakla dünyaya açıldı. Amerika, Avustralya, Asya, Avrupa ve Afrika'ya kuru patlıcan gönderen Karaefe kardeşler, “Amerika’nın teknolojisi ile ünlü Silikon Vadisi varsa bizim de güneşten gelen doğal lezzeti ile ünlü patlıcan vadimiz var” sloganı ile hedef büyüterek dünyanın dört bir yanına kuruttukları ürünleri yolluyor. Türkiye'de en verimli ve doğal patlıcan kurutma işinin, dünyada eşi benzeri görülmeyen hava sirkülasyonu özelliği nedeniyle sadece bu mahalledeki 3 kilometrelik hava koridorunda verimli halde gerçekleştirildiğini keşfeden aile, bu keşfini kazanca dönüştürmeyi başarmış. İşi dedelerinden öğrendiler Dedeleri Abdullah Gandak’ın taze olarak satmakta zorlanmasıyla keşfetmiş olduğu oymacılık ve kurutma işini babalarından sonra devralınca bir adım daha öne giden Abdullah ve Turgay kardeşler, önceleri Almanya’daki gurbetçilere sattıkları kuru patlıcanı patent ve tescilini aldıktan sonra ürün çeşitliliğini de artırarak Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Ortadoğu, Afrika, Asya, Avustralya ve son olarak Amerika’ya gönderiyor. “İşimizi dedemiz ve babamızdan öğrendik” diyen Turgay Karaefe, “Bamyadan, fasulyeye, sivri biberden dolmalık bibere, kabaktan domatese kadar çok çeşitli yaz sebzelerini güneşte kurutarak kışın aynı lezzeti ile sofralara sunuyoruz. 7 ay süren sezonda 2 bin - 2 bin 500 ton yaş patlıcanla sadece kendimizin değil mahalledeki yaklaşık 600 ailenin de geçim kapısı olduk. Kuruttuklarımızın yüzde 65’den fazlasını ihraç ediyoruz. Bölgemizdeki ürünlerin yanı sıra Akdeniz Bölgesinden Marmara Bölgesine kadar getirdiğimiz ürünleri de işleyerek ekonomiye kazandırıyoruz. Mahallemizdeki 7’den 70’e herkes oymacılıkla geçiniyor. Her sokakta, her evde, köşe başlarında patlıcan oyan, özel alanlar dışında evlerinin balkonlarından çatı katlarına kadar her yerde kurutma işlemi yapan mahalle halkımız hayatlarından da oldukça memnun. Mahallemizde bu işi yaparak kazanç elde eden yaşlılarımız torunlarına, öğrenciler okullarına, genç kızlar da çeyizlerine destek oluyor. Patlıcanı oyup, kurutup dünyaya satarak hem Nazilli’yi hem de dünyayı ‘Güneşle gelen doğal lezzet’ sloganı ile kuru lezzetlerle doyurmaya devam ediyoruz” dedi. “Amerika’nın ‘Silikon Vadisi’ varsa bizimde ‘Patlıcan Vadimiz’ var” A Vitamini ve Fosfor yönünden zengin olan patlıcanın beslenmede büyük önemi olduğunu da ifade ederek Turgay Karaefe; “Yıldıztepe Mahallesinde kurutmuş olduğumuz patlıcan kurusu, biber kurusu gibi ürünlerin lezzetini ve tadını kutuplar hariç bütün dünya almaya başladı. Amerika’da teknoloji ile alakalı silikon vadisi bilinir, tanınır. Fakat biz de Yıldıztepe Mahallesi olarak iddialıyız, Nazilli’yi ‘Amerika’nın Silikon Vadisi varsa Nazilli’nin de Patlıcan Vadisi vardır’ diye tanıtmaya hazırız. Pirinçle patlıcanın buluşmasındaki en doğal lezzet Kuru Patlıcan Dolmasıdır. Tamamen doğal yöntem olan güneşle kurutulan ürünlerimizden elde ettiğimiz kuru patlıcanla yapılan yemeklerin tadına doyum olmaz. Türkiye’de başka bir yerde olmayan bu özel ortamda kuruttuğumuz ürünlerin lezzetini Türkiye zaten öğrendi. Yıldıztepe Mahallemizde kuruttuğumuz bu ürünleri alıp bütün dünyaya tanıtmaya, sofralara koymaya başladık” şeklinde konuştu. "İşi, dördüncü kuşağa da devredeceğiz" Kurutma işini ikinci kuşak olarak devraldığını ifade eden Turgay Karaefe’nin babası Turgut Karaefe'de, “Babam ve kayınpederim 1955’de bu işe başladılar. Ben 75 senesinde devraldım. Çocuklarım büyüyünceye kadar 2000 yılında onlara devrettim. Şu anda çocuklarım Abdullah ve Turgay Karaefe devam ediyorlar. Onlarda Allah nasip ederse ileride bu işi torunlarıma devretmeyi düşünüyorlar. Bu şekilde bu iş devam ediyor. Patlıcanlarımız güneşte kurutulmuştur ve tamamen doğaldır” dedi. #haber #gündem #news #sondakika #haberler #aydın #nazilli #patlican #kurupatlican #silikonvadisi ================================ İhlas Haber Ajansı Resmi Web Sitesi ► İhlas Haber Ajansı Sosyal Medya Adresleri ► ► ► ► İhlas Haber Ajansı hakkında İhlas Haber Ajansı’na ulaşmak için ►


13. 'Sessiz dünya'da büyüdü işitme engellilerin 'ses'i oldu - KIRKLARELİ

  • Duration: 205
  • Channel: news
'Sessiz dünya'da büyüdü işitme engellilerin 'ses'i oldu - KIRKLARELİ

"Sessiz dünya"da büyüdü işitme engellilerin "ses"i oldu - KIRKLARELİ - İşaret dili kursundan detaylar - İşaret dili tercümanı Yasemin Öztürk'ün açıklamaları"Sessiz dünya"da büyüdü işitme engellilerin "ses"i oldu - Kırklareli 'nde anne ve babası işitme engelli olan Yasemin Öztürk, 5 yaşındayken zorunlu olarak öğrendiği işaret dilinde 36 yıldır sessizlerin sesi oluyor - Öztürk: - "Annemin ve babamın sayesinde bu dile başladım ve öğrendim. Biz zaten Türkçe'den önce işaret dilini öğreniyoruz. İlk başta anne ve babayla iletişim kuruyoruz, ondan sonrada sağır ve sessiz dünyanın içerisinde büyüyoruz" - "Çocuklar küçük yaşta sokakta oynarken siz annenizin ve babanızın tercümanlığını yapmak zorunda kalıyorsunuz. O sorumluluğu yüklenip onlarla beraber iletişimi sağlamak zorundasınız. Aslında zor ama güzel de bir olay"KIRKLARELİ (AA) - UFUK ERTOP - Kırklareli 'nde anne ve babası işitme engelli olan 41 yaşındaki Yasemin Öztürk, 5 yaşındayken zorunlu olarak öğrendiği işaret diliyle 36 yıldır işitme engellilerin sesi oluyor.Tıp literatüründe Child of Deaf Adult (CODA) diye tanımlanan ve Türkçe karşılığı "ebeveyni işitme engelli olup kendisi işitme engelli olmayan; iki dil ve iki kültürle yaşayan çocuklar" olarak ifade edilen kişilerden Öztürk, konuşma çağına geldiği yaşlarda sözcükler telaffuz etmek yerine anne ve babasının yaptıklarını taklit ederek işaret dilini kavramaya başladı.Çocukluğunda işitme engelli anne - babası ile yakınlarına, hastane ve resmi kurum gibi yerlerde tercümanlık yapan Öztürk, işaret dili alanında kendisini geliştirdi.Meslek edindiği işaret dilinde 25 yıl Türkiye Sakatlar Konfederasyonu ve çeşitli engelli derneklerinde görev alan Öztürk, 11 yıl önce atandığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın taşra teşkilatlarında "resmi tercüman" olarak mesleğini sürdürüyor.Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, anne ve babasının işitme engelli olması nedeniyle öğrendiği işaret dilini, kendisini geliştirerek meslek edindiğini belirtti.CODA olarak dünyaya gelmenin birçok zorluğu bulunduğunu aktaran Öztürk, konuşmayı öğrenmeden önce mecburi olarak işaret dilini öğrendiğini söyledi.İnsanlara yardım etmeyi çok sevdiğini anlatan Öztürk, işaret dili tercümanlığı yapmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi.İşaret dili tercümanlığının zor ama bir o kadar da güzel bir meslek olduğunu aktaran Öztürk, ''Ben bir CODA'yım. Annem ve babam işitme engelli. Annemin ve babamın sayesinde bu dile başladım, öğrendim. Biz zaten Türkçe'den önce işaret dilini öğreniyoruz. İlk başta anne ve babayla iletişim kuruyoruz. Ondan sonrada sağır ve sessiz dünyanın içerisinde büyüyoruz. Tabii büyüdükçe işitme engelli annemin arkadaşları olsun, etrafımızdaki işitme engelliler olsun sizden tercümanlık yapmanızı istiyorlar, destek görmek istiyorlar. 5 yaşında başladım bu işe. Öylelikle başladı, iyi ki de yapıyorum ben çok mutluyum.'' diye konuştu.Öztürk, işaret dilini eşi ve kızına da öğrettiğini ifade etti.CODA'lığın zor ama tatlı taraflarının da olduğunu aktaran Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:"Çocuklar küçük yaşta sokakta oynarken siz annenizin ve babanızın tercümanlığını yapmak zorunda kalıyorsunuz. O sorumluluğu yüklenip onlarla beraber iletişimi sağlamak zorundasınız. Aslında zor ama güzel de bir olay. İşitme engelliler haliyle kapının zilini duyamıyorlar. Şimdi teknoloji çok gelişti ama eskiden evlerde lambalar olurdu evin her köşesinde zile bağlanırdı. Zil çaldığı zaman ampuller yanıp sönerdi işitme engelliler de kapının çaldığını ve birilerinin geldiğini öyle anlarlardı. Evimizin yanında erik ağacı vardı çok tırmanıp da anneme kendimi gösterip kapıyı açtırdığımı biliyorum."İşitme engelilerin günlük hayatlarında çok büyük zorluklar yaşadığını dile getiren Öztürk, açıklamalarını şöyle tamamladı:''İşaret dili işitme engelliler ve bizler için söylüyorum bir zincirin halkasıyız. Onlar olmadan biz, bizler olmadan onlar olmuyor. Bu işten ekmek parası kazanıyoruz, Türkiye'de bu konuda güzel gelişmeler oluyor. Ama çok azınlıktayız tercüman olarak. Derdimiz Türkiye'de tercümanları çoğaltmak. Türkiye'de çok fazla işitme engelli var. İşitme engelliler çok zorluk yaşıyorlar. Bazı durumlarda kendilerini ifade edemedikleri için ceza evlerinde suçsuz yere yatıyorlar yanlış ifadeden dolayı, yanlış ilaç kullanımından dolayı da ölümlerine sebep olabiliyor. Bu işi yapacak insanlar da ellerini vicdanlarına koymaları gerekiyor.''http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/sessiz-dunya-da-buyudu-isitme-engellilerin-ses-i-oldu-kirklareli-511918.html


14. Turhan ustanın demirle 65 yıllık dostluğu - BARTIN

  • Duration: 279
  • Channel: news
Turhan ustanın demirle 65 yıllık dostluğu - BARTIN

- Demirci Turhan Köseoğlu'nun çalışmasından detaylar - Turhan Köseoğlu ile röpTurhan ustanın demirle 65 yıllık dostluğu - Bartın 'da 2017 yılının ahisi seçilen 75 yaşındaki demirci ustası Turhan Köseoğlu, 9 yaşında adım attığı baba mesleğini yaşatmak için yarım asırdan fazla süredir ocak başında demir dövüyor - Demirci Köseoğlu: - "Artık kapıdan dahi bakan nesil yok. Ben hala bu yaşta bu işi devam ettiriyorum"BARTIN (AA) - YALÇIN ÇELEN - Bartın 'da 2017 yılının ahisi seçilen 75 yaşındaki Turhan Köseoğlu, küçük yaşlarda adım attığı baba mesleği demirciliği 60 yıldır aynı dükkanda yankılanan çekiç sesleri arasında yaşatıyor.Küçük yaşlarda, babasının vefat etmesinin ardından abisiyle Demirciler Çarşısı'ndaki atölyelerini işletmeye devam eden Köseoğlu, daha sonra kendi başına açtığı dükkanında 60 yıldır ocak başında demir dövüyor.9 yaşında başladığı meslekte uzun yıllar demirci ocağının başında çekiç sallayarak demire şekil veren 4 çocuk babası Köseoğlu, kentte "yılın ahisi" seçildi.Köseoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağabeyiyle yaklaşık 5 yıl ortak çalışmanın ardından kendi dükkanını açarak bu işi yapmaya devam ettiğini ve küçük yaşlarda başladığı meslekte birçok çırak yetiştirdiğini söyledi. - Aynı dükkanda 60 yıldır çekiç sesleri yankılanıyorMeslekte artık yeni yetişen bir neslin olmadığının altını çizen Köseoğlu, şöyle devam etti:"Torunlarım bile artık bu işi istemiyor. Şimdi artık kapıdan dahi bakan hiçbir nesil yok. Ben hala bu yaşta bu işi devam ettiriyorum. Çünkü kahve hayatım yok. Sabah dükkanıma geliyorum. Bir iki saat çalışıyorum. Çalıştıkça kendimi dinç hissediyorum."Babasını 9 yaşında kaybettikten sonra bir süre ağabeyi ile çalıştığını ve sonrasında açtığı atölyesinde 60 yıldır çalıştığını anlatan Köseoğlu, şunları kaydetti:"Ağabeyimden ayrılalı 60 yıl oldu. O zamandan bu yana devam ediyorum. Bartın ’da yılın ahisi seçildim. Araştırma yapmışlar yılın ahisi olarak beni uygun görmüşler. Allah onlarda razı olsun. Yılın ahisi seçilmem nedeniyle Gümrük ve Ticaret Bakanı bir mektup göndermiş. O mektubu da Bartın Valisi Nusret Dirim törende takdim etti."Bu iş sayesinde ilerleyen yaşına rağmen dinç olduğunu belirten Köseoğlu, "Yan gelip oturamayız. Bırakırsak göbek bağlayacağız. Bu işi sürdürmesem, kahve köşelerinde oturacağım, hareketsizlikten hastalanacağım. Daha bir sürü genç elime su dökemez." diye konuştu. - "Mesleğimi ölünceye kadar devam ettireceğim”Köseoğlu, mesleğin kolay kolay bitmeyeceğini ancak eskisi kadar iş olmadığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:"Mesleğimi ölünceye kadar devam ettireceğim. Dükkan sahibi ne zaman çık derse o zaman kadar sürdüreceğim. Eski yıllardaki gibi tatlı bir iş yok, çiftçilikle uğraşanlar eskisi gibi çiftçilik yapmıyor. Şimdiki devirde bir evde bir kişi aylık alacak diğer 9 kişide o kişinin eline bakacak. Bu iyi bir şey değil."Köseoğlu ayrıca demircilik mesleğini beden gücü yerinde, hesap bilgisi ve merakı olan herkesin yapabileceğini de sözlerine ekledi. http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/turhan-ustanin-demirle-65-yillik-dostlugu-bartin-474221.html


15. Anıları canlandıran cihazların ömrünü uzatıyor - BALIKESİR

  • Duration: 286
  • Channel: news
Anıları canlandıran cihazların ömrünü uzatıyor - BALIKESİR

GÖRÜNÜT DÖKÜMÜ: - Nevzat Baygül ile röportaj - Eski müzik setlerinden görüntüler - Dükkandan görüntülerAnıları canlandıran cihazların ömrünü uzatıyor - Balıkesir 'de, radyo tamirciliğiyle başladığı mesleğinde 40 yılı geride bırakan Nevzat Baygül, genellikle antikacıların elinde kalan ya da nostaljik özelliği nedeniyle sahipleri tarafından muhafaza edilen teyp, pikap ve radyo gibi cihazları tamir ediyor - Baygül: - "Eskiden halkın tamamına hitap ederdik, şimdilerde ise sadece antikacılarla veya babadan, atadan kalma eski radyo ve televizyonu olanlara iş yapıyoruz. Ama getirilen her cihaz manevi olarak çok değerli"BALIKESİR (AA) - Balıkesir 'de, radyo tamirciliğiyle başladığı mesleğinde 40 yılı geride bırakan Nevzat Baygül, genellikle antikacıların elinde kalan ya da nostaljik özelliği nedeniyle sahipleri tarafından muhafaza edilen teyp, pikap ve radyo gibi cihazlara yeniden hayat veriyor.Karesi ilçesinde Baygül'e (56) ait 15 metrekarelik tamirci dükkanı, "T.R.T." yazılı tabelasıyla dikkati çekiyor.Baygül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eğitimini yarıda bıraktığını, babasının da yönlendirmesiyle 1974 yılında radyo, teyp ve pikap tamiri yapan bir ustanın yanında çırak olarak işe başladığını anlattı.3 - 4 yıllık çıraklık döneminin ardından televizyon tamirini de öğrenmek için İzmir'e gittiğini anlatan Baygül, "O dönem televizyon yaygın olmadığı için tamircisi de yoktu. İzmir'de 7 - 8 ay televizyon tamir kursuna gittim. Balıkesir 'e döndün ve ben de tamirciliğe başladım, dükkan açtım." dedi.Baygül, 40 yılı aşkın süredir bu işi yaptığını ancak günümüz teknolojisinin bu mesleği yok olma aşamasına getirdiğini vurgulayarak, "Radyo dinleyicisi kalmadı, teyp kullanan kalmadı, kasetler bitti. Biz bu mesleğin son temsilcileriyiz. Eskiden halkın tamamına hitap ederdik, şimdilerde ise sadece antikacılarla veya babadan, atadan kalma eski radyo ve televizyonu olanlara iş yapıyoruz. Ama getirilen her cihaz manevi olarak çok değerli." diye konuştu. - "Bu cihazları canlandırmaya çalışıyoruz"Türkiye'nin birçok ilinden kendisine tamir için teyp, radyo, pikap, müzik seti gibi cihazlar getirildiğini anlatan Baygül, şöyle devam etti:"İstanbul'dan, çevre il ve ilçelerden müşterim var. Örneğin şu gördüğünüz müzik seti yaklaşık 40 yıllık. Bir antikacı arkadaşımız getirdi. Bu tür cihazları bulmak çok zor, bunları İzmir, İstanbul, Kocaeli gibi illerde bit pazarlarından alıp gönderiyorlar. Biz canlandırmaya, çalışır hale getirmeye çalışıyoruz. Daha sonra meraklıları bunları antikacılardan satın alıyor. Bu cihazın pikabı, teybi arızalıydı onu hallettik. Eski cihazları hiç kullanmasanız da demir yorgunluğundan ve bazı plastik parçaları yıpranıyor ve cihaz çalışmıyor. Bunların yedek parçaları yok biz üretmeye çalışıyoruz. Eksiklerini tamamladık, arızalarını giderdik çalışır vaziyette şu an. Nadiren olsa da tüplü televizyon geliyor, onları da tamir ediyorum." - "Babası, dedesi, atası aklına geliyor"Baygül, eskiden "müzik dolabı" denilen setlerin çok popüler olduğunu, daha çok yurt dışından getirilen bu setlerin herkeste bulunmadığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:"Şu anda evimde bu eski müzik aletlerinden 20 tane var. Bu tip cihazlar özelikle benim dönemimden olan, ilgi duyan insanlar için çok değerli. O günün şartlarında bunlara ulaşamamış, şimdilerde bu cihazları bir şekilde bulmuş ama tamir ettirecek usta bulamıyorlar. İşte bizler bunları çalışır hale getiriyoruz. Bunu zaten meraklısı çok kullanmıyor. Eskiden dedesinin evindeyken bu müzik setlerinde şarkılar dinlemiştir onun hatırasını canlandırıyor. Yani babası, dedesi, atası aklına geliyor. Bu cihazı getirenler kesinlikle 'Ne kadar olur?' diye sormuyor. 'Yeter ki yap. Bu bana atamdan kaldı. Bunu canlardır.' diyor. Manevi değeri yüksek çünkü. Biz de bu cihazı yaparken çok para istemiyoruz, vicdanımız var ona göre emeğimizin karşılığını istiyoruz."Bu meslek sayesinde çocuklarını üniversitede okuttuğunu ve ev sahibi olduğunu belirten Baygül, "Mesleğim sayesinde 3 çocuğumu okuttum. Oğlum Ankara Üniversitesinde veterinerlik son sınıf öğrencisi, kızım İstanbul Üniversitesinde ebelik okudu şu an mesleğini yapıyor, diğer kızım Burhaniye'de okudu hemşire oldu. Bu meslekle onları okuttum şükür." ifadelerini kullandı. http://beyazgazete.com/video/webtv/yasam-11/anilari-canlandiran-cihazlarin-omrunu-uzatiyor-balikesir-514229.html


16. Çobanın Azmi

  • Duration: 190
  • Channel: news
Çobanın Azmi

Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Dutluca Mahallesinde, keçi yetiştiricisi olan mahalle muhtarı Hüseyin Yılmaz, 25 yıl önce başlattığı Saanen melezleme çalışması sonucu 1.5-2 litre süt veren keçilerini 4 kilo süt verir hale getirdi. Bu sezon 90 keçiden 200’ün üzerinde oğlak elde eden Yılmaz, bu güne kadar yurdun değişik yörelerine damızlık satışı yaptığını söyledi. İlçeye 9 kilometre uzaklıktaki kırsal Dutluca mahallesinde çocukluğundan beri keçi yetiştiriciliği yapan 53 yaşındaki 3 çocuk babası Hüseyin Yılmaz, 1992 yılında Balıkesir Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünden temin ettiği 2 Saanen ırkı tekeyle elindeki kara keçilerde başlattığı melezleme çalışmalarından çok olumlu sonuçlar aldı. Kara keçilerden günlük 1,5-2 litre süt alan Yılmaz, ürettiği Saanen keçilerden ise günlük 3,5-4 litre süt almaya başladı. Ayrıca ikizlik ve üçüzlük oranı çok yüksek olan keçilerden çok sayıda damızlık üretti. Son seçimlerde Muhtar olan Hüseyin Yılmaz, geçtiğimiz günlerde doğum yapan 90 keçiden 200’ün üzerinde oğlak elde etti. Yurdun değişik yörelerine damızlık veren Yılmaz, geçtiğimiz yıl kurduğu sağım sistemi sayesinde de işini kolaylaştırdı. Yılmaz, Balıkesir Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliğine de üye oldu. İşini severek yaptığını anlatan Hüseyin Yılmaz, ”Ben iki baş Saanen teki melezlemesine 1992 de başladım. Bizim ilk keçiler siyah keçiydi. Her iki yılda bir teke değiştirdim. 5-6 yıl sonra keçiler tamamen Saanen’e döndü. Eskiden kara keçiler 1,5-2 litre süt veriyordu. Ama şu anda bu keçilerde ortalama 3,5-4 kiloyu buldu. Birde, bu sene doğumlar erken başladı. Kasımın başından beri 90 keçi doğurdu. 90 keçiden 25 tanesi üçüz oldu. 10 tanesi filan tek oldu. Gerisi de hep ikiz oldu. Şu anda hayvanlarımdan çok memnunum. Süt verimi yüksek. 10 ay sağılıyor. Bunlarda ikiz üçüz oranı yüksek. Genel de 2-3 doğuruyor. Tek doğurmuyor. Şu anda 150 baş keçim var. Ama 50 tanesini satacağım. Bu keçilerden Tokat, İzmir ve Bolu gibi illere damızlık verdim. Herkese tavsiye ederim. Bir de bu keçiler ormana zarar vermiyor. Biz bu işi ailecek yapıyoruz. Ben bu işten çok memnunum. Bu işi devam ettireceğim” dedi. Oğul Mustafa Yılmaz da,”Ben bildim bileli bu hayvancılığı yapıyoruz. Memnunuz. Gelirimiz çok güzel. 3 katlı ev yaptık, bu hayvanların geliriyle. Traktörümüzü aldık. Allah’a bin şükür. Aylıkla sigortalı bir işte çalışsak bu kadar memnun olmayız. Bu keçilerin sayesinde kendi sigortamızı yatırma imkanımız oldu. Güzel bir iş. Saanen keçisini herkese tavsiye ederim. Herkes yapabilir. Bu işin zorluğu yok” dedi. ============================ Türkiye Gazetesi YouTube Kanalına Abone Olmak İçin: ► Türkiye Gazetesi Resmi Web Sitesi ► Türkiye Gazetesi Sosyal Medya Adresleri ► ► ► ► Türkiye Gazetesi Haber Akışı ►


17. Eşek sütü hem şifa hem de kazanç sağladı

  • Duration: 319
  • Channel: news
Eşek sütü hem şifa hem de kazanç sağladı

Eşeklerden görüntü -Eşeklerin yemlenmesi -Eşeğe yapılan bakımlar -Hasta çocuk Hüseyin Katırcıbaşı ile sıpadan görüntü -Eşeğin sağılması -Eşek sütünden görüntü -Çocukların sütü içmesi -Röpler -Genel ve detay( ADIYAMAN -ÖZEL) ADIYAMAN - Çocuğunun hastalığı nedeniyle eşek alan Adıyamanlı Ramazan Katırcıbaşı, eşek sütü sayesinde hem çocuğunun hastalığına şifa buldu hem de kazanç kapısı oluşturdu. Duvar ustalığını bırakan Katırcıbaşı eşek sütünden ayda yaklaşık 10 bin lira kazanıyor. Beş çocuk babası olan Adıyamanlı Ramazan Katırcıbaşı’nın oğlu Hüseyin Katırcıbaşı, doğuştan yemek borusu kısa olarak doğdu. Adıyaman, Malatya, Diyarbakır, Gaziantep ve Kahramanmaraş’a götürülen Hüseyin Katırcıbaşı, doktorlar tarafından 8 defa ameliyat edildi. Yapılan ameliyatlara rağmen çocuk tam olarak sağlığına kavuşamadı. Eşek sütünün faydalı olduğunu duyan Ramazan Katırcıbaşı 2 eşek aldı. Aldığı eşeği sağıp sütünü de hasta çocuğuna içiren Ramazan Katırcıbaşı, bir süre sonra çocuğunun sağlığına kavuştuğunu fark etti. Çocuğunun sağlığına kavuşmasıyla hem mahalleden hem de çevre illerden gelen vatandaşlar Ramazan Katırcıbaşı’ndan eşek sütü talep etmeye başladı. Taleplerin artması üzerine Ramazan Katırcıbaşı mesleği olan duvar ustalığını bırakarak eşek sayısını artırdı. Toplam 35 eşek besleyen Ramazan Katırcıbaşı, günlük 10 litre eşek sütü üretimi yaparak müşterilerine satıyor. Sütün litresini 80-100 TL’ye satan Ramazan Katırcıbaşı, Gaziantep, Kahramanmaraş, Malatya, Elazığ, Diyarbakır gibi illerden eşek sütü siparişleri aldığını belirtti. Maddi durumu olmayan vatandaşlara da ücretsiz verdiğini belirten Ramazan Katırcıbaşı, aylık ortalama 10 bin TL gelirinin olduğunu söyledi. Ramazan Katırcıbaşı, “Çocuğun doğuştan yemek borusu kısaydı. Bunu sürekli hastaneye götürüp getiriyorduk. Çabuk hastalanıyordu, çabuk enfeksiyon kapıyordu. Yaşlı bir amca bir gün gelip dedi ki buna eşek sütü ver. Bizde ondan sonra verdik, ak ciğerinde olan balgamı söktü, bağırsaklarında sürekli enfeksiyon vardı oda gitti. Yemek borusu düzeldi, yemesinde de içmesinde de baya bir düzelme oldu. Daha sonra Malatya’dan kanser hastası bir kadın geldi, oda 3 ay kullandı. Gidip hastanede sonuçlarını yaptı, testlerine baktı ki temiz çıktı. Ondan sonra komşular geldi, dışarıdan gelenler oldu. Talep çok olunca bende olan işimi bırakıp bu işe başladım. Daha önceden duvar işi yapıyordum. Tamamen bırakıp bu işe girdim. Akciğer hastasına, bağırsak kanserine, KOAH hastasına, kemik erimesine, yani hemen hemen her şeye iyi geliyor, yalnız yan etkisi kesinlikle yok. Sütü sağdığımız zaman köpüklü oluyor. Bayanlar gelip o köpüğü yüzüne sürüyor, o kırışıklıkları gideriyor. Şu anda 35 tane eşeğimiz var. Günde 10 litre falan süt alıyoruz. Fiyatı 80 ile 100 arası. Baya bir güzel talep var, yetiştiremiyoruz yani. Aylık gelir tahminen 10 bin TL civarında” dedi. Hasta kızı için eşek sütü alan İsmail Yıldız ise "Kızım rahatsızlandı, yemek falan yemedi, soğuk aldı, iştahtan falan düştü. Baktık komşu çocukları içiyor, koşuyorlar, gülüyorlar ama bizimki geride. Biz de verdik, 3 gün sonra baktık bizim çocuk da komşuların çocuğu gibi oldu. Görüyorsunuz turp gibi. İyi çok şükür yani millete tavsiye ediyoruz” diye konuştu.http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/esek-sutu-hem-sifa-hem-de-kazanc-sagladi-570310.html


18. Leyla Gencer'in 'baba ocağı' turizme kazandırılacak - KARABÜK

  • Duration: 267
  • Channel: news
Leyla Gencer'in 'baba ocağı' turizme kazandırılacak - KARABÜK

Leyla Gencer'in "baba ocağı" turizme kazandırılacak - KARABÜK - Evden detaylar - Safranbolu Kaymakamı Fatih Ürkmezer'in açıklamasıLeyla Gencer'in "baba ocağı" turizme kazandırılacak - 20. yüzyılın önemli sopranolarından biri olarak görülen, 10 yıl önce hayatını kaybeden Leyla Gencer'in baba ocağı Karabük 'ün Safranbolu ilçesindeki Yörük köyünün, ayrı bir destinasyon çalışmasıyla turizmin önemli noktalarından biri haline getirilmesi hedefleniyor - Safranbolu Kaymakamı Fatih Ürkmezer: - "Yörük köyü sadece barındırdığı evleriyle tarihiyle değil, Leyla Gencer gibi dünyaya mal olmuş bir sopranoya ev sahipliği yapmasıyla da güzel bir köy. Bizler de gerek kaymakamlık gerekse belediye olarak elbetteki Yörük köyünde yaşayan hemşehrilerimizle beraber Leyla Gencer'in isminin yaşatılması, onun anılarının korunması, Leyla Gencer gibi bir değerin Safranbolu'nun tanıtımına katkıda bulunmak için elimizden geleni yamaya devam ediyoruz" - "Yörük köyünün evleri, tarihi dokunun yaşaması için çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışma içerisinde onu bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmek istediğimizden Leyla Gencer'in meydanda bulunan büstü ve arkasında bulunan evi de o kapsamda turizme kazandırma çalışmalarımız devam ediyor"KARABÜK (AA) - ERSİN TURAN - 20. yüzyılın önemli sopranolarından biri olarak görülen, "La Diva Turca", "La Gencer", "La Regina" olarak ün kazanan ve 10 yıl önce hayatını kaybeden Leyla Gencer'in baba ocağı Karabük 'ün Safranbolu ilçesindeki Yörük köyü, turizmde önemli bir destinasyon haline gelecek.UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan Safranbolu'nun küçük bir maketi görünümünde bulunan ve Gencer'in babası Safranbolulu Müslüman bir ailenin oğlu olan Hasanzade İbrahim Bey'in memleketi olan Yörük köyü, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 1997'de Türk - Türkmen köyü oluşu ve tarihi yapılarının görkemi nedeniyle koruma altına alındı.93 tescilli eserin bulunduğu Yörük köyü, her yıl bilerce yerli ve yabacı turisti ağırlıyor. - Yörük köyü ayrı bir destinasyon olarak canlanacakSafranbolu Kaymakamı ve Belediye Başkanvekili Fatih Ürkmezer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Safranbolu'nun kültürün, tarihin, turizmin başkentlerinden birisi olduğunu söyledi.Safranbolu'nun UNESCO Dünya Miras Listesi'nde olmasının önemine değinen Ürkmezer, "Safranbolu'da yaşayan, sanatın, kültürün oluşmasında emeği olan insanlar da var. Leyla Gencer de bir Safranbolulu, Yörük köylü olarak sadece Safranbolu'da değil, hem Türkiye'de hem dünyada soprano olarak Türk sanatına, Türk kültürüne, opera sanatına yaptığı katkılar unutulmaz. Biz Safranbolulular olarak da Leyla Gencer gibi hem kendi isminin hem ülkemizin ismini hem Safranbolu'nun ismini Türkiye ve dünyada duyuran biri olması dolayısıyla onunla hemşehri olmaktan gurur duyuyoruz." diye konuştu.Yörük köyünün sadece barındırdığı evleriyle tarihiyle değil Leyla Gencer gibi dünyaya mal olmuş bir sopranoya ev sahipliği yapmasıyla da güzel bir köy olduğunu aktaran Ürkmezer, şöyle devam etti:"Bizler de gerek kaymakamlık gerekse belediye olarak elbetteki Yörük köyünde yaşayan hemşehrilerimizle beraber Leyla Gencer'in isminin yaşatılması, onun anılarının korunması, Leyla Gencer gibi bir değerin Safranbolu'nun tanıtımına katkıda bulunmak için elimizden geleni yamaya devam ediyoruz. Daha önce baba evinin çatısı onarılmıştı. Kaymakamlık ve Özel İdare ile mutabık, sadece orayı değil, Yörük köyünün ayrı bir destinasyon olarak planlanmasında, Yörük köyünün evleri, tarihi dokunun yaşaması için çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışma içerisinde onu bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmek istediğimizden Leyla Gencer'in meydanda bulunan büstü ve arkasında bulunan evi de o kapsamda turizme kazandırma çalışmalarımız devam ediyor."Daha önce Leyla Gencer ile ilgili çeşitli etkinlikler yapıldığını hatırlatan Ürkmezer, opera ile klasik müzikle ilgili etkinlikler yapıldığını, budan sonra Leyla Gencer'le köprü oluşturarak Safranbolu'nun yurt içi ve dışında tanıtımına katkılarından mutlaka faydalanmak istediklerini belirtti. - Leyla GencerLeyla Gencer, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de dünyaya geldi. Solistlik kariyerine 1950'de Ankara Devlet Tiyatrosu'nda, Cavalleria Rusticana eserindeki "Santuzza" rolüyle adım atan sanatçı, İtalya'da da ilk kez bu rolle seyirciyle buluştu. Gencer, zengin repertuvarı ve mükemmel tekniği sayesinde kısa zamanda dünya çapında tanınarak "La Diva Turca", "La Gencer" ve "La Regina" olarak ün kazandı.Milano, Roma, Napoli, Venedik, Viyana, Paris, San Francisco, Köln, Buenos Aires, Londra, Rio de Janerio, Bilbao, Chicago'da sahne alan sanatçı, Lucia, Norma, Lady Macbeth, Queen Elizabeth, Filoria Tosca, Lucrezia, Madam Butterfly, Alceste, Aida, Violetta ve Leonora'nın sesi oldu.Kariyeri boyunca, 23 bestecinin 72 eserini repertuvarına alan sanatçı, konserlerini 1992'ye kadar sürdürdü. Sonraki yıllarda eğitimcilik kariyerine ağırlık vererek, genç sanatçıları yetiştiren Gencer, 10 Mayıs 2008'de hayata veda etti.


19. Çanakkale'de ilk kez jeotermal serada 4 mevsim sebzeler üretiliyor

  • Duration: 390
  • Channel: news
Çanakkale'de ilk kez jeotermal serada 4 mevsim sebzeler üretiliyor

Seradan detay görüntü -Mehmet Gün ve Metin Gün'ün sebzeleri toplaması çapalaması ve incelemesinden görüntü -Jeotermal kuyudan görüntüler -Mehmet Gün ve Metin Gün ile röportaj( ÇANAKKALE ) ÇANAKKALE - Çanakkale'de bir enerji firmasının açtığı jeotermal kuyuyu kaderine bırakmayıp tarıma destek için kullanan Ezine ilçesine bağlı Kemallı köyünün Muhtarı Mehmet Gün ve oğlu Metin Gün, kendilerine ait arsada kurdukları sera içinde termal sıcak suyla ısınma sistemiyle kışın bu bölgeden üretilmeyen domates, salatalık ve kıl biberi yaz kış üretiyor. Muhtar Mehmet Gün, girişimcilik ruhu ile Çankkale'de de bir ilki gerçekleştirerek jeotermal sera sahibi oldu. Kemallı köyü Muhtarı Mehmet Gün’e ait 22 dönümlük tarlayı 2012-2015 yılları arasında özel bir firma kiralayarak elektrik üretimi yapmak için termal sıcak su arama çalışması yaptı. 180 derece sıcak su arayan firma tarlada 60 ile 70 derece arasında sıcak su çıkınca çalışmaları sonlandırdı. Muhtar Mehmet Gün, kuyudan çıkan sıcak suyu kaderine terk etmek yerine girişimcilik ruhu ile jeotermal sera oluşturmayı kafasına koydu. Gün, firma yetkililerine açılan kuyunun kapatılmaması talebinde bulundu. Jeotermal ısıdan faydalanarak oluşturduğu serada sebze ve meyve üretimi yapmaya karar veren Gün, 700 bin TL'ye mal olan Jeotermal Sera için bankadan taşınmazlarını teminat göstererek 528 bin TL kredi çekti. Üzerini ise kendi birikiminden tamamlayan Muhtar Mehmet Gün, elektrik çektiği tarlasında, Çanakkale İl Özel İdaresinden gerekli izinleri aldı. Tarladaki sıcak suyu kullanmak için İl Özel İdare’den 30 yıllığına kullanım ruhsatı aldı. Muhtar Mehmet Gün, bu girişimcilik ruhu ile Çankkale'de de bir ilki gerçekleştirerek jeotermal sera sahibi oldu. Kendisine ait tarlada 5 bin 130 metrekare alan üzerine kurduğu Sera içine 19 bin metre geopal boru döşedi. Geceleri 10 derecelik ısıyı koruyarak, çalışan sistem ile dört mevsim bölgede üretilmeyen kıl biber, domates ve salatalık üretimine başladı. Kemallı köyünde 1995 yılından bu yana babası Mehmet Gün ile seracılık yaptıklarını ifade eden 39 yaşındaki Metin Gün, “2 yıl önce önümüze bir fırsat çıktı. Jeotermal kuyu ruhsatı aldık. Bu işi sıcak su ile ısıtmalı bir şekilde yapmaya başladık. Buda bize bir avantaj kazandırdı. Çanakkale’mizde ilk defa jeotermal sıcak suyun ısısı ile kış mevsiminde üretilmeyen ürünleri yetiştiriyoruz. Bu şekilde tüketiciye daha sağlıklı ve daha taze ürünleri sunuyoruz. Jeotermal sera olarak 5 bin 130 metrekare alanımız var. Bu seramızda salatalık, domates ve kıl biber üretimi yapıyoruz. Jeotermal sıcak suyla ısıtmalı seramızda ürettiğimiz ürünlerin 50’sini biber olarak değerlendiriyoruz. Ortalama 10 ton biber elde ediyoruz. Domatesimizde ise 15 ton üretim yapıyoruz. Salatalıkta da bir sezonda 15 ile 20 ton arasında ürün alıyoruz” diye konuştu. Termal sıcak suyla ısınma sistemi sayesinde dört mevsim ürün yetiştirme özelliği olduğunu belirten işletme sahiplerinden 65 yaşındaki Muhtar Mehmet Gün, “Seramızı termal ısı sistemi ile ısıttığımızda aylık 4 bin TL elektrik ücreti ödüyoruz. Eğer bu serada elektrik ile üretim yapsak bu maliyet 10 katına çıkabilir. Bu yüzden büyük bir tasarruf sağlıyoruz” dedi.http://beyazgazete.com/video/webtv/guncel-1/canakkale-de-ilk-kez-jeotermal-serada-4-mevsim-sebzeler-uretiliyor-482205.html


20. Fabrika Gibi Kasa Ustası

  • Duration: 93
  • Channel: news
Fabrika Gibi Kasa Ustası

Samsun'da geleneksel yöntemlerle ahşap meyve kasası imalatı yapan bir ustanın el çabukluğu görenleri hayrete düşürüyor. Yarım dakikada bir kasa yapan usta, günde ise bin kasa imal ediyor. Samsun'un Çarşamba ilçesinde 60 yıllık baba mesleği olan kasa imalatçılığı yapan 30 yaşındaki Sezgin Ataarslan, el çabukluğuyla dikkat çekiyor. Toplam 30 saniyede bir kasa yapan genç usta, kasalara çivi çakarken, adeta ritim tutuyor. Elindeki çekiç ile durmadan çalışan Ataarslan, 1 günde yaklaşık bin adet imal ediyor. Evli ve 1 çocuk babası olan Sezgin Ataarslan, "Bu meslek baba mesleğidir. 60 yıla yakındır bizim ailede bu meslek yapılır. Ailemizdeki herkes bu işle uğraşıyor. Ben de yaklaşık 18 yıldır bu işi yapıyorum. Bu işe başladığımda ilkokul öğrencisiydim. Şimdi ise evliyim ve geçimimi bu iş sayesinde sağlıyorum. Sürekli kasa imalatı yaptığım için zamanla elim alıştı ve işimi el çabukluğuyla çok hızlı yapmaya başladım. Artık bana bunları yapmak oldukça kolay geliyor. Haber http://haberler.com/fabrika-gibi-kasa-ustasi-10062726-haberi/